Eserin devam eden kısımlarında kendi tabiriyle "diriliş hareketi" felsefesinin batı felsefesiyle olan farklılıklarından bahsediyor Karakoç. İlk önce, bireysellik kavramının olması gereken ölçütünü, batı düşüncesinin oluşturduğu bireysellik kavramıyla karşılaştırıyor:
"Tekliğim, batı insan ideasının hedef aldığı gibi, anonimlik değildir. Yani bir istatistik unsurdan ibaret olmak olamaz tek insanın alınyazısı benim düşüncemde. Tek insan, islâm insan ideasında tek insan, bir "şahsiyet"tir. Kendini tarihî sosyal dinamiğin içinde bir şahsiyet olarak örecektir müslüman. Ama bu örüş, toplumdan bir kopuş değil, toplumu şahsiyetlerin meydana getirdiği temel görüşüne dayanan bir örüştür.
Ferdiyet, şahsiyetle örtülür islâmın insan ideasında. Tek insan, metafizik bir özün çevresinde oluşan bir şahsiyet olarak düşünülür. Denilebilirse, ne ilkel kabilelerin insanı gibi tam doğal, ne batı büyük şehir insanı gibi tam sun'i veya tam şartlanmış insan. Fizikötesi bir özün çevresinde tarihî sosyal şartlarla uyumlu ve tabiatla bağdaşık bir şahsiyet. Batı, sosyal alana kapı açarken, doğal olana kapamakta.. Ya da o, kimi zaman, doğal olanın kaybedildiği kaygısına kapılarak fizik ötesinin kontrolünden kurtulmuş, soyutlanmış doğal unsurların abartılmasına terk etmekte insanı."
Bu cümlelerle bireyselliğin islâm düşüncesindeki gerçek manasını ifade ediyor yazar; ne batıdaki gibi yapay, ne de abartı ilkel kabileler ya da doğu felsefeleri gibi insan fıtratından uzak bir doğallığın insan için ideal olamayacağını vurguluyor. Ve de tek cümleyle olması gerekeni tekrardan şöyle özetliyor:
"İslâm insanı, ilkel insanla batı insanını ifrat ve tefrit prototipleri gibi alan bir oluşun gerçekleşimi (olmalıdır)."
Batı felsefesinin insanı metafizik düşünceden uzaklaştırmaya çalıştığını izah ediyor:
"Git gide, bir şart insanı doğmaktadır Batıda. Bu insan, kavanozdaki balığın denizi düşünememesi gibi, sonsuzu, fizikötesini ruh idrakine sunamamaktadır."
İslâm insanının ise kendi metafiziğine nasıl sahip olacağını şu şekilde açıklıyor:
"O (islâm insanı), bilinçli bir şekilde, kendi metafiziğini kazanacaktır. Varolan, kazanılan, hakkedilen, bir armağan gibi kavuşulan metafizik, şahsiyetin özü ve mayası olacaktır.
Yazar daha sonra islâm insanının ruhen ve zihnen nasıl bir idrak içerisinde olması gerektiğinden bahsediyor:
"Doğanın ilk etkilerinin kurbanı olmamak. Sosyal ilişkiler rölativitesinin mahkûmluğundan kurtulmak. Sürekli olarak kozmik bir idrak içinde bulunmak. Ve bu kozmik çerçeveyi sadece bir fizik çerçeve şeklinde değil, fizik ve metafizik bir çerçeve olarak doğrulamak kalbde. İyi ve kötü fikri, alınyazısının kaynağı, sürekli olarak her an yanılmaz bir yargıdan geçme, her şeyin mutlak'a ve ebedîliğe göre ayarlandığı bir âlemin kapısı önünde bulunduğunu bilme. Böyle bir uyanıklık içinde olmak."
Bu cümleler bir islâm insanının nasıl olması gerektiğini özetliyor aslında. Batı dünyasının getirisi olan salt materyalizme bir rest çekişi gerektiriyor olmamız gereken insan. O kozmik ve ruhanî algıya açmamız gerekiyor kendimizi. Bunu yaparken de somut dünyadan kopmamamız gerekiyor dengeyi sağlamak için. Bunları birleştirirsek şöyle bir formül çıkıyor ortaya: Her işte Allah rızasını aramak. Yazar tam olarak bundan bahsediyor.
Eserin devamında "İslâm sitesi" kavramından bahsediyor Karakoç. Bu kavram
Thomas More'un Ütopya'sındaki idealleştirmeye benzer bir şekilde, lakin tabiki ana mantalite tamamen farklı.
İslâma harfi harfine uygun bir toplum düzeni kurmaktan bahsediyor yazar, her şeyiyle müslümanlık ölçütlerine uymalı bu site. Bunun için en evvel şehirlerden işe başlanması gerektiğini vurguluyor:
"Kentler, her yönüyle mü'min hale gelmelidir elimde. Çünkü: şehirlerin de inanmışı, inkârcısı, nihilisti, ate olanı vardır. Toplam anlamıyla kent, ya imânı, ya isyanı haykırır."
Gerçekten de bir şehre baktığımızda o şehrin imânı ya da isyanı temsil ettiğini rahatlıkla görebiliyoruz. O yüzden şehir bu düzende en temel kavram belki de.
Yazar daha sonra bu sitenin nasıl olması gerektiğini adım adım izah ediyor:
"Diriliş insanı, anlamını islâmdan alan ve tarihin islâmlaştırdığı kentin, kent + toplum olan sitenin kurucusu olacaktır yeniden."
"Sadece geniş yolları ve sağlam yapıları olan bir kent olmayacaktır Diriliş Sitesi; islâmın yeniden doğuş sitesi olan Diriliş Sitesinin en güçlü yanı, Toplum yanı olacaktır."
"Toplum örgütü, tıpkı taş duvarın birbirine geçmiş, kenetlenmiş taşları gibi olacaktır Sitenin. Tabii, aile, bir tarihlilik ve şuurluluk platformuna oturtulacaktır. Toplumun ve sitenin kalbi atacaktır, site hücresi veya molekülü durumunda olan ailede. Ailenin mahrem cephesi şiddetle korunacak, fakat onun toplumdaki konumu her yönden gözlenecek, denetlenecektir. Bu gözlemleme ve denetleme devletten önce ve daha çok toplumun iç örgütlerince yapılacaktır. Devletin müdahaleden çok hizmet sunması söz konusu olacaktır aileye. Onun iç özgürlüğünü sarsmadan ve zedelemeden onu topluma bütünleyici ekonomik, kültürel ve sosyal katkılarını sunacaktır devlet ve toplum örgütleri. Yani aile mini-site olacaktır."
Burada çok önemli bir noktadan bahsediyor yazar: aile. Bir toplumu herhangi bir duruma ya da yöne sürükleyen en temel faktör ailedir. Aile minik bir toplumdur adeta çünkü. Bir insan doğduğu günden itibaren en temel hayatî prensipleri ailesinde öğrenir ve karakteri buna göre şekillenir. Yazar, bu yüzden aile kavramının hassasiyeti üzerinde durmuş. Sonuçta her aile islâm bilincine tam olarak sahip olamayabilir. Bu durumda da aileler belli yapılarca eğitilmeli, mahremiyeti korunarak denetlenmelidir. Ancak bu yapılırsa bilinçli, ruhen sağlıklı bir aile yapısı elde edilir ve bunu takiben ideal bir toplum oluşur.
Günümüzde ne yazık ki aile yapısı tahrip olmuş, hatta tahrip edilmiştir. Fıtrata uygun olmayan modern kültürel değişiklikler aile kurumunu baltalamıştır adeta. Günümüz insanı, eskiden gelen örf ve âdetler ile modern alışkanlıklar arasında sıkışıp kaldığından sıhhatli bir aile yapısına sahip olamıyor ne yazık ki. Bu durumda bağlanılması gereken tek şey durumların islâm fıtratına uygunluğunu sorgulamak elbette ki. Yazar da böyle bir prototip düzenden bahsediyor.
Sizi sıkmamak adına şimdilik burada kesmeyi uygun görüyorum. En kısa zamanda esere kaldığımız yerden devam etmek duasıyla. Selametle.