"...İslâm ümmeti uzun zamandır varlığını yitirmiştir. Onun alanı boş bırakması ile, insanlığın yönetimini yıllarca başka düşünceler, başka milletler, başka dünya görüşleri, başka tutum ve davranışlar üstlenmişlerdir.
Bu dönemde Avrupa dehası kültürel, bilimsel, örgütsel ve endüstriyel üretim alanlarında büyük başarılar gerçekleştirdi. Bu, insanlığın zirvesinde bulunduğu büyük bir birikimdir. İnsanlık şu aşamada ne bu büyük birikimden ne de onun temsilcisi olan Batı'dan kolay kolay vazgeçemez."Yazarın burada belirttiği husus, kitabın yazıldığı dönemde, yani 50 seneden fazla bir zaman öncesindeki dünyanın düzeninde olduğu gibi bugün de hâlâ geçerli ne yazık ki. Batının yüzyıllardır kaydettiği maddî ilerlemeler bizim dünyamızın çok ötesinde oldu hep. Bu makus talihi yenmek bir anda olabilecek bir iş değil elbet; uzun bir zamanda, yoğun bir çabayla, pek çok alanda yakalanabilir ancak. Bunu başarana dek başka bir yöne asıl olarak eğilmemiz gerektiğinden bahsediyor yazar:
"Şu aşamada ümmet, insanlığa sunabileceği, önünde boyun eğdirebileceği, maddî alanda olağanüstü bir başarıya sahip değildir; zaten şimdilik kendisinden istenen de bu değil... Çünkü Avrupa düşüncesi onu fersah fersah geri bırakmış bu alanda. En az birkaç yüzyıl daha ondan Avrupa'ya karşı olağanüstü maddî bir başarı beklenemez."
"Bu bağlamda insanlığın yönetimine talib olabilmek için maddî gelişme alanı dışında başka bir "ehliyet"e sahip olmak gerekir. Bir "ehliyet", maddî gelişmeye cevap verebileceği gibi, "fıtrat"ın gereksinimlerine de cevap verebilen başka bir "dünya görüşü"nün öncülüğünde, insanlığa olağanüstü maddî üretim ve kazanımları koruma olanağını sunan "âkide" ve "metod"dan başka birşey değildir."Burada bahsedilen "âkide" ve "metod" kavramları, kitabın ilerleyen kısımlarında detaylı bir şekilde açıklanıyor. O yüzden buraya bir es koyalım.
Daha sonra yazar günümüzün "cahiliye"sinden şu şekilde bahsediyor:
"Günümüz dünyası yaşamı düzenleyen dinamikler ve sistemlerin dayandığı kaynak açısından tam bir "cahiliyye"yi yaşıyor. Böylesine olağanüstü maddî kolaylıkların kötülüğünden hiçbir şeyi eksiltmediği "cahiliyye"... İşte olağanüstü maddî gelişmenin gerçek yüzü bu.
Söz konusu "cahiliyye" anlayışı, otoritesini, insanlığa dayandırır; insanlığın bir kısmını diğer kısmının tanrısı yapar. Fakat günümüz cahiliyyesi, ilk dönem "cahiliyye" anlayışının kullandığı ilkel yöntemlerle bunu yapmaz, Allah'ın hayat için koyduğu ilâhi yöntemi bir köşeye atarak, Allah'ın onayı olmayan alanlarda, değerlerde, yaşama düzeni ve yasalarda, tutum ve davranışlarda kendine özgü bir "dünya görüşü" koyma hakkına sahip olma iddiası şeklinde yapar. Allah'ın kullarına yöneltilen düşmanca saldırı, işte Allah'ın otoritesine böylesi bir saldırıdan doğuyor. Sosyalist düzenlerde insanların topluca ihanete uğraması, kapitalist düzenlerde bireyin ve toplumun sömürge ve sermayenin baskısı altında kalarak zulüm görmesi, Allah'ın otoritesine saldırının ve Allah'ın insana bağışladığı kutsallığı yadırgamanın ortaya çıkardığı sonuçtan başka birşey değildir."Eski uygarlıklardaki cehalet devirlerinde insanlar bir takım putlara tapmışlar, ya da bazı insanlar bazılarına üstünlük taslamış ve dolayısıyla insan insana tapmış bir nevi. Fakat günümüzde bu mantalite, şartlara bağlı olarak etkisini kaybetmesiyle yerini, tapınılacak şeyin insandan ya da cisimden ziyade bir hayat tarzına dönüşmesine bırakmış. İnsanlar "medeniyet" adı altında bir takım iyi paketlenmiş hayat tarzına tapınıyor artık, ve bu hayat tarzına ulaşmak için dini yok saymayı göze alıyor rahatlıkla. Çünkü din bu hayat tarzının çok dışına; çerçevenin en köşesindeki yüzdebirlik bir piksele hapsedilmiş. Tıpkı sadece misafir geldiğinde dolaptan çıkarılan, günlük kullanımda yeri olmayan bir masa örtüsü gibi görülüyor dinî kuramlar bu modern görüşte. Gündelik hayatını moderniteye göre kurup, dini yalnızca çocuğuna sınavdan önce okunmuş pirinç yedirmekte kullanan bir zihniyet var artık. Bu yozlaşma elbette ki psikolojisi bitik bireyler yetiştiriyor, toplumun antidepresanlara olan aşırı eğilimini başka bir nedene bağlamak anlamsız.
Teslimiyetçi bakış açısı tamamen devreden çıkmış, hatta çıkarılmış modernizmle; insan kendisinin tanrısı ilan edilmiş. Her şeyi elinde tutabileceğini zanneden bir insan psikolojisi düşünün ki sağlam kalmış olsun. İnsan ki iki dakika sonra kendisine çarpacak olan arabadan bütünüyle habersiz olabilen bir varlık, elbette ki en büyük olmadığını idrak edebilmeli. Bu idrak ile de kendini özüne teslim edebilmeli. Ancak bu şekilde mental açıdan sağlıklı insanlar yetişebilir.
Çok gevezelik ettim, af buyurun. Şimdilik burada bırakalım, en kısa zamanda devam edebilmek duasıyla. Selametle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder