İslâm'da cihad mevzusu genel olarak çok doğru bilmediğimiz ve dolayısıyla yanlış algılara sahip olduğumuz bir konu. Bu yanlış algılar yüzünden dünya genelinde müslümanların "terörist" olarak görülmesi gerçeğine tanık oluyoruz ne yazık ki. Oysa ki doğru anlaşıldığında ne kadar güzel bir sistematiğe sahip olduğu gerçeği çıkıyor karşımıza. Gelin, bu eserin devamında bu konunun nasıl ele alındığına bakalım:
"Bu dinin izlediği yöntemin temeli gerçekçiliğe(realiteye), insanı ilgilendiren olgulara dayanır.
İslâm öylesine ideal bir harekettir ki, fertlerin vicdanlarını ve yüreklerini egemenliği altına almak için kesinlikle zor kullanma yöntemine başvurmaz. Ancak maddi güce dayalı, kendi karşıtı otoriter ve totaliter teşekküllerin karşısına çıkarken de sadece açıklama yolu ile tebliğ etmekle yetinmez.
İnsanların kendi inanç biçimlerini seçmelerine engel olan totaliter ve otoriter sistemleri ya tamamen izale eder ya da iktidar koltuğundan uzaklaştırır. Yani insanlar İslâm âkidesini kendi özgür istemleri ile kabul veya red edebilmeleri için, onlarla bu âkide sistemi arasına giren engelleri tamamen izale edip âkide ile insanların arası serbest kalıncaya dek onlara baskı uygular."
Burada şunu açıkça görüyoruz; dayatılan bir din anlayışı yok İslâm'da. Ret edip etmemek tamamen bireysel bir karar olarak anlaşılıyor ki dolayısıyla sadece ret etmekle kalan insana herhangi bir baskı ya da şiddet kesinlikle yapılmıyor. Lakin aleyhte propaganda yapan, İslâm'ın gelişmesini engellemeyi ve hatta İslâm'ı yok etmeyi hedefleyen zihniyete karşı harekete geçilmesi emrediliyor.
"İslâm, yeryüzünde, insanın kendisi gibi bir başkasına veya bir türlü kula kulluk olan kendi nefsî isteklerine kullluk zilletinden kurtarıp onu mutlak özgürlüğüne kavuşturan ve bunu da tüm âleme haykıran evrensel bir dindir. İslâm bu duyurusunu, âlemlerin İlahı ve Rabb'i olma hakkının sadece Allah'a ait olduğunu haykırarak gerçekleştirir.
Âlemlerin Rabb'inin sadece Allah olduğunu haykırmanın anlamı; onun, insanî temele dayalı her yapı, biçim, düzen, tutum ve davranış konusunda insan egemenliğine karşı gerçekleştirilen evrensel bir devrim; biçimi ne olursa olsun yeryüzünün her köşesinde beşerî rejimlere ve düzenlere, yöntemlere karşı kâmil bir başkaldırıdır. Diğer bir ifade ile yönetim konusunda ulûhiyete ait yetkiyi şu veya bu şekilde insana dayandıran, bütün işlerin sevk ve idaresini insana özgü bir iş kılan, iktidarın kaynağı olarak yalnız insanı kabul eden, insanı adeta tanrılaştırıp Allah'tan başka bir bölümünün diğerini rab edindiği tüm beşerî düzenlere karşı başkaldırı..."
Bu noktada fark etmemiz gereken; İslâm'ın asıl karşı durduğu şeyin insanın insana kulluk etmesi, yani insanı tanrılaştırmaya yönelik düşünce sistemleri olduğu. İslâm'da aslında temel tek bir kural var önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi: Tek olan Allah'a iman ve itaat etmek. Çünkü yaratılmış olan insanın karakter yapısına uyacak tek sistem budur. Bunu çeşitli alıntılarla izah etmiştik. Devam edecek olursak:
"Kendi âkide sistemini insanlara zorla kabul ettirmek, kesinlikle İslâm'ın amacı ve yöntemi değildir. Çünkü İslâm salt inanç değildir. İslâm daha önce de değindiğimiz gibi insanı, kula kulluk zilletinden kurtaran evrensel bir bildiridir. Öncelikle insanın insana kulluk etmesi, insanın insana egemen olması temeline dayalı rejimleri ortadan kaldırmayı amaçlar. Ardından, üzerlerindeki politik baskıları kaldırdıktan, katıksız seçme özgürlüğünü kullanmak isteyen fertleri, sözü edilen aydınlatıcı ve kurtarıcı mesajı, ruhlarına ve akıllarına sunulduktan sonra, kendi âkidesini seçmek noktasında, onları özgür bırakır. Ancak bu özgür bırakma tecrübesinin anlamı, fertlerin kendi dizginlenemeyen arzularını(hevalarını) tanrı edinmeleri veya kendi istekleri ile kula kulluk etmeleri, bir kısmı diğer bir kısmını, Allah'tan başka rabler edinmeleri demek değildir."
Yazarın daha önce de bahsettiği gibi, İslâm sadece soyut bir inanıştan ibaret olan bir din değildir. Bundan ziyade İslâm, müslümanlık inancını yaşama biçimidir ve bu şekilde algılamak gerekir. Din hayatın köşesinde duran, sadece çok gerektiğinde başvurulması gereken bir inanç değildir, İslâm hayatın her kısmındadır; İslâmî yaşayış hayatın tümüne bir bakış açısıdır. Dolayısıyla davası da evrenselliği nispetinde kapsamlı olacaktır.
"Yeryüzünün tamamında yaşayan tüm insanlığı kurtarma gibi son derece büyük bir iddia ile yola çıkıp daha sonra, sözünü ettiğimiz bir sürü engelle karşılaşınca sadece sözlü mesaj ulaştırma ve sözle cihad edeceğim ve böylelikle amaçladığım o büyük hedefime ulaşacağım demek düpedüz ahmaklık ya da başka bir ifade ile saçmalıktır. Zİra sözle mesaj ulaştırma ve lisanen tebliğ, ancak İslâmî âkide ile fertler arasındaki mânâların tamamen ortadan kaldırılıp, insanlar kendi özgür iradeleri ile o âkide ile başbaşa kalabildiği, söz konusu mânâların etkilerinden tamamen kurtuldukları zaman ve mekânlarda mümkündür. İşte ancak böyle bir ortamda "Dinde zorlama yoktur" ilkesi geçerli olur. Fakat söz konusu engellerin bulunması halinde, öncelikle bunların güç kullanma yöntemi ile ortadan kaldırılması gereklidir. Ki insan, bu prangalardan kurtulup kalbi ve kafasıyla, uygun bir ortamda, sunulan mesaja muhatab olabilsin."
Bu bölüme burada ara verelim. Ziyadesiyle önemli bir kavram yapısına sahip olduğu için konuyu naçizane yorumlarımla çok fazla bölmemeye gayret ettim. Faydalı olması ümidiyle. Selametle.