"Site dış'ı taklide kapalı, fakat incelemeye ve gerektiğinde ondan yararlanmaya açıktır. Ve hele dış'ı sürekli olarak gözleme, Sitenin en unutulmayacak özelliklerindendir."Burada üzerinde durulan "taklitten uzak kalarak dış dünyayı takip etmek"ten kasıt; dış dünyada ne olup bittiğini takip ederek bunlardan gerekli fikirler çıkarıp kendi düzeninde belirli bir uygulamaya gitme fikri. Bu elbette ki çok önemli bir yöntem. Bildiğimiz gibi Osmanlı'nın son döneminde bu yöntem çok yanlış bir şekilde kullanılmış; Batı sadece taklit edilmek için takip edilmiştir ve bununla beraber hiç iyi olmayan kültürel ve siyasi sonuçlar ortaya çıkmıştır.
"Sitenin savaştığı bir konu da kalitesizliktir. Kişiler arasında üretimde doğru, tüketimde ters orantılı bir yarış, erdem ilkesi olarak benimsenecektir."Bu cümlelerle Karakoç aslında günümüzün çok önemli bir hastalığından bahsetmiş: Tüketim yarışı. Eskiden müslüman kesime çok da ait olmayan bu çılgınlık, artık müslüman kesimin refah düzeyinin artmasıyla damarlarımızda geziniyor. Mantar gibi artan tesettür modacıları, ev tasarımcıları, lüks iftar davetleri, çöpe giden yemekler, vs... Eşyaları satın almak, kullanmak, belli yiyecekleri yemek elbette ki helaldir, fakat bunda da ölçü israfa kaçıp kaçmadığımız olmalı. Her parayla satın aldığımız eşyada ya da yediğimiz yemekte durup düşünmek durumundayız bu hassasiyetle.
"Bir marj dahilinde, âdeta, tüketimde eşitlik olacaktır kişiler arasında bu toplumda. Zengin, fakirden çok farklı bir yaşayış sürdüremeyecektir. Kapitalizmin yıkıcılığından uzak olmalıdır Diriliş insanı, toplumu ve sitesi. Aynı şekilde, komünizmden de. Devletin veya partinin kölesi, mahkûmu veya oyuncağı olmamalıdır kişiler ve aileler. Aile veya kişilerin elinde gereğinde devlete karşı kendi çaplarında da olsa direnip boykot yapabilecekleri bir ekonomik güç bulunabilmelidir. Komünizm bu gücü yok etmekte, âdeta devletin veya onu arkadan veya açıktan yöneten partinin yanılmazlığı ilkesini koymaktadır temele. Bu bir aldanış veya aldatıştır. Giderek, kişi, devlet veya partinin elinde köle-işçi haline gelir. Devlet kapitalizmi, komünizmde de, faşizmde de, kişiyi bir istatistik öğesi gibi alır. Burjuvazinin ekonomik sistemi ve örgüsü olan kapitalizmde de tekel halindeki büyük kuruluşlar, öbür sistemlerde devletin yaptığını insana reva görürler. Bütün bu sistemlerde insan, sonuç olarak köleleşir."
"Kapitalizm ve komünizm, materyalist bir amaç gütmekte birleşirler ve her ikisi de ruhî, mânevî ve metafizik bir ideanın izleyicisi olan islâm medeniyetine aynı şekilde düşmandırlar."Bu paragraflarda da yazar, iki büyük akımı birey ve toplum açısından incelemiş. Kapitalizmde belli büyük kuruluşların, komünizmde de devletin kölesi olunacağından bahsediyor yazar. Diriliş Sitesinde ise bunların ikisine de mahal vermeyecek ufak çaplı ekonomik güçler olması gerektiğini vurguluyor toplumun elinde.
Yazar daha sonra olması gereken siyasi yapıdan bahsediyor:
"Halk yönetimi esas olacaktır; ama, demokrasi putlaştırılmayacaktır. Politika için politika, ya da muhalefet esnaflığı, mikrop saçan tembellik, hile yuvaları olan partizan oluşuma yer verilmeyecektir. Gerçek ve hür seçim, oy kullanma, bölüm bölüm hakikatı arama ve gerçekleştirme düzeni olarak düşünülecektir siyasî sistem. Bürokratlarla demagogların dolaylı yöntemleri veya boğuşma sahneleri için bir ortam olmamalıdır oy-seçim düzeni."Günümüz siyasetindeki korkunç menfaat savaşlarının âdeta tam karşısında duran bir düzenden bahsediyor yazar. Çağımızda demokrasi kavramı putlaştırılıyor, yazarın tabir ettiği gibi. Ve tabiki bunu bir maske gibi kullanıyor siyasetçiler, demokrasi övücü söylemlerle vatandaşın kanını emiyorlar. Bunu külliyen engelleyecek bir sistem bir ütopya tasviri gibi geliyor şu an açıkçası bana, fakat sistem en baştan kurulmaya başlanırsa, iman temelleri üzerinde hakikatli bir şekilde yükselirse neden olmasın.
"Benim inandığım devlet, her şeyden önce bir ülkü-ideal, bir idea devletidir. İslâm ideası veya ideali devleti. İnsan ve toplumu islâm ruhuyla diri tutuş ülküsü ve bu ülkü etrafındaki kuruluş ve teşkilâtlanış bu düzeni ayakta tutucu yaptırımlar(müeyyideler) bütünüdür."Yazarın burada belirttiği nokta; bu devletin temel noktası herhangi bir ırka, ya da başka bir sosyo-ekonomik akıma değil, islâma uygunluğu olması gerektiğidir. Odağımız bu noktaya koyulmalıdır.
"İdealizmin devletiyle bağdaşan demokrasi türü ancak sürekli olarak islâm idealini yaşayan ve yaşatmak için hayatlarını bile her an ortaya koymaya hazır bir topluluğun varlığıyla mümkündür. Böyle bir topluluk, ilim, sanat, inanç, ahlâk, düşünce ve politika bakımından idealin toplumda sürekli olarak yaşaması için gerekli hareketlere girişecektir. Devletin temel taşı bu topluluktur. Böylelikledir ki, toplum, kişilerin arzu ve ihtiraslarının, ya da tersine devlet, kitle duygularının esiri ve mahkûmu olmayacaktır."Burada devletin içinde bulunması gereken dinî hassasiyet noktasında ve entellektüel mânâda üstlerde olan bir topluluktan bahsediyor yazar. Böyle bir topluluğun yanlış bir noktada toplanmayacağını, böylelikle bu topluluğun toplumun bir nevi soyut bir kontrol mekanizması olacaklarını belirtiyor. Bu kontrol mekanizmasıyla toplumda kişilerin egosundan kaynaklanan çeşitli sorunların ortadan kalkacağı düşüncesinde. Gerçekten de bir toplumdaki büyük-küçük bütün felaketler çeşitli mevkilerdeki insanların egolarını kontrol altına alamamaları, onu vahşi bir hayvanı besler gibi beslemeleri nedeniyle oluşuyor. Bir toplumda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri; dolayısıyla, bireylerin ego problemleri olmalı. Bu problemler ise dinî hassasiyetin artırılması ile çözülebilir ancak.
Bu kısmı özetleyen paragraflardan birinde şu şekilde bahsediyor yazar bu ideal devletten:
"Ne doğunun mutlak ve mistik itaat prensibi, ne Batının sürekli muhalefet ve başkaldırı ruhu. İnsanların her türlü politik, ekonomik, sosyal gelişmelerine ve kuruluş tertiplemelerine açık bir erdem düzeni. Bu erdemin temeli, insanların razı oluşunu Allah rızasına bağlayıştır."Şimdilik burada bırakalım. Yeni bir yazıda en kısa zamanda buluşmak dileğiyle. Selametle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder